Bazen kelimeler tükenir, yerini derin bir sükûnete bırakır. İnsanın canı öyle bir yanar ki, ne gideni geri getirmek ister ne de kalana sitem etmek... Sadece ellerini semaya açıp, o görünmez adaletin tecelli edeceği günü bekler.
"Ah" demek, sadece bir nefes boşaltmak değildir; o, ruhun en derininden kopup gelen, haksızlığa karşı mühürlenmiş bir dilekçedir. Kimsenin duymadığı o hıçkırıkları, yerin ve göğün sahibi duyar. İnsan unutur belki, zaman geçer, yaralar kabuk bağlar; ama o "ah" gökyüzünde asılı kalır.
Yorulmuş bir kalbin en samimi duasıdır bu: "Gördüklerimi görsünler, hissettiklerimi hissetsinler." İntikam almak için değil, sadece adaletin varlığına şahitlik etmek için... Çünkü biliriz ki; kulun terazisi şaşsa da, ilahi terazi asla şaşmaz. Gözyaşının her damlası bir hesap vakti için birikir. Ve gün gelir, o enkazın altında kalanlar, yıktıkları gönüllerin gölgesinde hesap verirler.
Bizimkisi bir beddua değil; sadece yarım kalan hakların, çalınan huzurun ve darmadağın edilen hayallerin sahibine iadesini dilemektir.
Bu yazıya uygun kısa bir not:
"Kalp kırmak, Kâbe'yi yıkmak gibidir derler. Sen sadece bekle; her can, yaktığı canın yangınında bir gün mutlaka ısınacaktır."

