İnsanoğlunun var olduğu günden bugüne kadar üzerinde en çok konuşulan, tartışılan ve hatta zaman zaman birbirine karıştırılan iki kavram vardır: Ahlak ve Terbiye. Bu iki kelime, birbirine benzeyen yönleriyle sanki aynı anlamı taşıyormuş gibi görünür. Oysa gerçekte, aralarında ince ama derin bir fark vardır.
Ahlak; insanın iç dünyasında, vicdanında, karakterinde taşıdığı bir değerdir. Terbiye ise bu değerin dış dünyaya yansıyan hali, yani davranış biçimidir. Ahlak, insanın kendi kendine koyduğu ölçüdür; terbiye ise toplumun koyduğu ölçülere uymaktır. Kısacası, ahlak kalbin sesi, terbiye toplumun aynasıdır.
Bir insan terbiyeli olabilir, ama ahlaklı olmayabilir. Çünkü terbiye öğrenilir; ahlak ise yaşanır. Terbiye, bir ailenin, bir okulun, bir çevrenin insana kazandırdığı görgüdür. Ahlak ise insanın özünde, vicdanında ve imanında yer eden bir ruhtur. Terbiye, başkalarının yanında nasıl davranacağını öğretir; ahlak ise kimse görmese bile doğruyu yapma gücünü verir.
Düşünün…
Bir insan sofrada yemeğini sessizce yer, büyüklerinin sözünü kesmez, teşekkür etmeyi bilir. Bu davranışlar terbiye göstergesidir. Ama aynı kişi, çıkarı için yalan söyleyebiliyorsa, adaleti hiçe sayabiliyorsa, işte orada ahlaktan söz edemeyiz. Çünkü ahlak, sadece görünüşte değil, vicdanda yaşanır.
Bugün toplum olarak en çok karıştırdığımız yer de burasıdır. Dış görünüşe, kılık kıyafete, hitap şekline göre insanları “iyi” ya da “kötü” diye sınıflandırıyoruz. Oysa esas olan, insanın iç dünyasında taşıdığı değerlerdir. Terbiyeli insan saygı duyulur, ahlaklı insan güven duyulur. Saygı, gözle görülür; güven ise yürekle hissedilir.
Eskiler “Terbiye kapıda başlar, ahlak mezarda biter” derlerdi. Yani terbiye insanın toplumla ilişkisinde sınır koyar; ama ahlak, insanın tüm ömrü boyunca varlığını sürdürür. Terbiye, dış kabuktur; ahlak ise özdür. Dış kabuk cilalı olabilir ama öz çürümüşse o insanın kıymeti kalmaz.
Bugünün dünyasında teknoloji, hız ve gösteriş çağında yaşıyoruz. Ancak bu hız içinde en çok yitirdiğimiz şeylerden biri, ahlaki duruşumuz. Çünkü terbiye öğretiliyor, ama ahlak unutuluyor. Eğitim sistemimiz, protokolü ve görgüyü anlatıyor ama vicdanı ve adaleti unutturuyor. Oysa bir toplumun gerçek kalkınması; ne binaların yüksekliğiyle ne yolların genişliğiyle ölçülür. Bir milletin büyüklüğü, insanlarının ahlakıyla ölçülür.
Ahlaklı birey, yanlışın karşısında sessiz kalmaz. Terbiyeli birey, yanlış gördüğünde tepkiyi usulünce verir. Ahlak cesaret ister; terbiye ölçü ister. Bu ikisi bir araya geldiğinde, ortaya gerçek insan çıkar: Hem kalbi temiz, hem dili düzgün, hem davranışı örnek bir insan.
Sonuç olarak, ahlakla terbiye birbirini tamamlayan iki değerdir. Ama biri diğerinin yerine geçemez. Ahlak, insanın kim olduğudur; terbiye, nasıl davrandığıdır. Ahlaklı insan, hem kendi vicdanında hem toplumun gözünde değerlidir. Terbiyeli insan sevilir, ahlaklı insan saygı görür.
Unutmayalım:
Terbiye öğretir, ahlak yaşatır.
Terbiyeyi okul verir, ahlakı hayat öğretir.
Ve en önemlisi, terbiye insanı toplumda var eder;
ahlak ise insanı insan yapar.